Tüm ülkenin uykuda olduğu saatlerde Camy pencereden dışarı bakıyordu. Kelebek ülkeyi terk ettiğinden beri zaman zaman Kelebek'in odasına gidiyordu. Duvarına çizdiği işaretleri ve yazıları çözmeye çalışıyor, kendince notlar alıp aralarında bir bağ kurmaya çalışıyordu. Düşünmüştü ki, eğer bağ kurabilirse, yazdıkları ve çizdiklerini anlayabilirse Kelebek'in ne yaptığını çözebilir, anlayabilirdi. Ancak ne kadar çabalarsa çabalasın kızıl saçlı kadının yazdıkları onun için hiçbir şey ifade etmiyordu.Zaten yazıların büyük bir kısmı anlamadığı bir dilde ya da belirli bir şifreleme yöntemiyle yazılmıştı. Ne yaparsa yapsın, çözememişti Camy.
Gözleri dalgınlıkla ufku tararken tıpkı Kelebek'in ülkeyi terk ettiği gün gördüğü gibi bir karaltı gözüne çarptı. Ayaklandı, pencereden dışarı kafasını çıkardı ve gözlerini kısarak bir kez daha dikkatlice baktı.
Geri dönüyordu.
Tüm ülkenin uykuda olduğu saatler yavaşça geçip önce doğa sonra insanlar uyanmaya başladığında şehrin büyük kapısı büyük bir iştihamla açıldı. Güçlü siyah aygır Pullus, alevden yelesini sallayarak hafif süratli bir koşuşla içeri girdi. İlerledikçe nalları taş zeminde, tüm meydanda yankılanan bir tıkırtı çıkarıyor, Kelebek'in dönüşünü müjdeliyordu. Kelebek, tek eliyle kapşonunu indirip etrafı süzdü; her şey bıraktığı gibiydi.
Seyislerden biri attan inan kadına yaklaşıp selam verdi ve atın yularını ondan teslim alarak Pullus'u bakıma götürdü. Kelebek ise eşyalarını sırtlandı, etrafı inceleyerek kaleye yollandı. Anlaşılan şölen devam etmekteydive her gün olduğu gibi o gün de o geceki kutlamalar için hazırlık yapılmaktaydı. Memnuniyetle gülümsedi.
Yüksek tavanlı koridorları adımladı. O gittiğinde anlaşılan Camy işleri ele almış ve tamirleri devam ettirmişti. Duvarlar temizlenmişti. Çatlaklardan çıkan bitkiler budanmış, bakılmış ve koruma altına alınmıştı. İçinde büyülü ışıklar olan lambalar duvarlardan sallanıyordu; o güne kadar karanlık olan bütün koridorları aydınlatıyordu. Kelebek ülkeyi terk ettiğinde yıkık ve bakımsız olan odalar restore edilmiş, hafif bir biçimde döşenmişti; çünkü odaların şeklindeki son karar Kelebek'in olmalıydı.
Odasına girip eşyalarını bir kenara bıraktı. Zaten yola çıkarken yanına aldığı şeylerden sadece baltası ve kıyafetleri kalmıştı. Kendini şöminenin karşısındaki koltuğa bıraktı. Şömineden yükselen alevlere baygın gözlerle bakarken sıcaklığın kendini mayıştırmasına izin verdi. Kapı çalındığında çok hafif bir uykudan gözlerini araladı.
"Kelebek?" kapının ardından gelen ses Camy'nindi.
"Hmmm?" diye cevap verdi kadın derin bir iç çekerek.
Camy elinde bir tepsi ile içeri girdi. Tepsinin üzerinde sıcacık bir somun ekmek, taze bir bardak süt ve çeşitli kahvaltılıklar vardı. "Hoş geldin! Sana kahvaltı getirdim."
"Teşekkür ederim." Kelebek gülümseyerek tepsiyi önündeki masaya yerleştiren Camy'ye baktı. Camy kendine bir fincan çay doldurarak onun karşısındaki koltuğa yerleşti.
"Nerelerdeydin?"
"Pek çok yerde ve aynı zamanda hiçbir yerde. Çok uzun bir yol katettim Camy ve o yolu geri döndüm. Bu yolculuğu aylar önce ön görmüştüm, hatırlıyor musun?"
"E-evet."
"Gitmem gerektiğini biliyordum ve içimdeki bu isteği daha fazla bastıramazdım. Pullus'la beraber yola çıktığımızda ne yöne gitmem gerekti netleşmişti zaten. Yol karşıma pek çok şey çıkardı. Ve karşıma çıkardığı her bir şey bir şekilde bana bir şeyler öğretti. Uzun zamandır kafamı kurcalayan soruların cevaplarını buldum. Hatta belki. . ."
"Belki?"
"Belki de yıllardır çektiğim acıyı sonlandıracak çıkışı sonunda gördüm."
"Çıkış?"
"Yıllar boyu içimde yaptıklarıma dair büyük pişmanlık, acı ve suçluluk vardı. Beni üzmesine engel olamadığım şeyler. Onları öldürdüm kafamda, yaktım. En derin mezarlara gömdüm, en sağlam kapıları kapattım üzerlerine. Uzaklara kaçtım. Yetmedi, kendimi öldürdüm defalarca, belki beni orada takip edemezler diye. Fakat her seferinde daha güçlü, daha canlı ve daha net bir biçimde geri döndüler bana. Kaçtım. Öldüm. Ölmeyi bıraktığımda kabuslarım oldular. Akmayan her bir damla kanım için boğazımı sıktılar, nefesimi aldılar. Kurtulamadım. Hiçbir şey işe yaramadı."
"Ne değişti peki?"
"Ormanın ortasında bir çöl var Camy, buradan çok ama çok uzak bir yerde. Derler ki orada geçireceğin bir gece, orada kendinden bir parça verip yakacağın bir ateş sana aradığın cevabı verecekti. Ve ben o gün orada bir ateş yaktım. Cevabımı aldım. Artık canım yanmıyor."
"O göremediğin çıkış neymiş peki?" diye sordu Camy büyük bir merakla.
Kelebek gülümseyerek sıcak bir dilim ekmeğin üzerine tereyağı koydu. "Sanırım bunun cevabını kendime saklayacağım küçüğüm."
Camy ilk başta bozulmuş bir suratla baktı kadına, sonra gülümseyip omuz silkti. "Belki bir gün benim de bir sorum olur. Belki bir gün benim de yolum oraya düşer?"
Kızıl saçlı kadın ekmeği Camy'ye uzattı. "Bunun olmayacağını, benim geçtiğim yollardan geçmek zorunda kalmayacağını umalım."
"Hmm." Camy hafif bir şaşkınlıkla kaşlarını kaldırdı, sonra ekmeği alıp kemrimeye başladı. "Peki yolculuk anılarını dinleme fırsatımız olacak mı?"
Kelebek bu sefer balla süslüyordu ekmeğini. "Belki."
"Hm." Camy gözlerini devirdi. "Pekala, yolculuk hakkında konuşmak istemiyorsun anlaşılan."
"Sayılır." başını salladı. "Henüz bunları konuşmak için hazır değilim. Daha bu sabah eve geldim ve biraz dinlenmek istiyorum."
"Hm."
"Gece katılmam gereken bir şölen ve yarın başlatmam gereken bir av partim var!"
Beraberce gülüp kahvaltılarını yaptılar. Havadan sudan bahsedip beraberce zaman geçirdiler. Gün ilerleyip güneş hareketine devam ederken karların arasından çıkıp boy gösteren renk renk çiçekler yeni ir dönemi işaret ediyordu.
Sonsuz ilk bahar.
~ Rose
I think I'm back!
Moth etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Moth etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
15 Mayıs 2010 Cumartesi
Moth 07 - Yabancı
"Now that we know what to do, we may return home my dear friend." she said to Pullus, gently caressing the horse's black furred cheeks.
"We travelled together once again and i'm grateful for this." She smiled and Pullus lightly nuzzled to her cheek with his wet black nose.
"May we travel once again together but not for a sad cause but to just spend time together, for you are, and important part of mine now."
Horse nodded. She mounted easily and they rode together towards Düş at the time the whole land is sleeping.
~ Rose
not: Arayış sona erdi, en azından büyük bir kısmı. Blog hikayelerine devam artık ^^
Moth 05 - Küllerden küllere
"Öldürmeyi, gömmeyi, yakmayı, yok etmeyi denedim. . . Her şeyi denedim. Kendimi öldürdüm defalarca, belki acısı hafifler diye. Ama her defasında daha net bir biçimde geri döndüler bana, daha gerçek bir biçimde. Kurtulamadım. Fark edemediğim bir şey olmalıydı, göremediğim bir yol."
Kızıl saçlı kadının ayakları kumların sıcaklığından yanıyordu ama önemsemeden yürümeye devam etti.
"Ama artık görüyorum."
Moth 04 - Sürgün
"Sürgünde geçirdiğim günler zordu. Ama belki de, buna ihtiyacım vardı."
"Keşke senin için orada olabilseydim." dedi kadın, kollarını ona sıkı sıkı sararak. "Keşke orada olabilseydim."
Moth 03 - Alışveriş
Bazen sadece vitrinlere bakmak, eski anıları canlandıran ufak bir cam biblo almak, pek çok soruyu çözümleyebilir.
Ve bir de, hiçlikten kucağıma düşen eski bir defter var, içindeki yazıları zor okunan.
~ Rose
Not: Hikayenin orjinal metninden çok, yazarın hikaye üzerine yorumlarıdır =)
Moth 02 - Onu Öldürme
"Lütfen. . . Onu öldürme. Yaşamasına izin ver!" Kızın hıçkırıkları yankılandı .
3 Mayıs 2010 Pazartesi
Moth 00.
---
Gözlerini bir atın kişnemesiyle araladı Camy. Tüm ülkenin uykuda olduğu bu saatte, kim uyanıktı ki? Merakla yataktan çıkıp pencereye ilerledi. Ufka baktığında, çok uzaklarda siyah bir at ve atın üzerinde bordo pelerinli bir figür seçebildi. Atın hızından mı yoksa pelerinin bordo olmasından mı bilemedi, ama gidenin Kelebek olduğunu anladı. Merakla üzerini giyinip asasını aldı ve merdivenleri aşıp kızıl saçlı kadının odasına çıktı.
Kapı aralıktı. Çalışma masasının üstü haritalar, çizimler ve sayfalar dolusu yazıyla doluydu. Yerli yerinde olmayan bir kaç şey vardı; yaktığı odasının ve Sammy'nin eşyalarının külleri, baltası, son bir aydır tuttuğu günlüğü. Onun dışında bir kaç parça kıyafet almıştı yanına. Çalışma masasının ve şöminenin üstündeki şamdanlardaki mumlar eriyip tükenmişti. Yatağı bozulmamıştı; anlaşılan bir süredir uyku uyumuyordu kraliçe; bu kaçışın planını ne zamandır yapıyordu?
Merakla odada yürümeye devam etti ve az ilerde, perde ile örtülü duvarı fark etti. Kırmızı damlalar onu oraya yönlendiriyordu, duvarın dibinde yerde gümüş bir hançer duruyordu. Camy garipsedi, kaşlarını çatıp bir eliyle perdeyi kavradı, sertçe aşağı çekti. Perde kolayca çıktı ve süzülerek yere indi.
"Geri döneceğim." yazılıydı büyük kırmızı harflerle ve Kelebek'in kanlı el izleri vardı tüm duvarda, mürekkeple kazınmış kargacık burgacık pek çok notla beraber. Okunması zordu, net olanlar ise Camy'nin anlamadığı bir dilde yazılıydı. Ama en korkunç olan, duvara konup orada ölüp kalmış olan onlarca kelebekti. bir kaçı hala kanatlarını titretiyor, geri kalanı sessizce ve hareketsizce öylece duruyordu.
Camy bir kaç geri adım attı ve duvara parça parça bakmak yerine bir bütün olarak süzdü dikkatlice. Şaşkınlıkla gözleri kocaman açıldı.
Yazı, el izleri, mürekkeple kazınmış notlar ve ölü kelebekler, sanki bir haritayı andırıyor, içine çizilmiş yol ise tek bir sembole benziyordu.
Kocaman bir gece kelebeğine.
Perdeyi geri duvara örttü Camy, kapıyı arkasından çekti ve kilitledi. Kelebek geri dönene kadar, Düş'de şölen devam edecek, kimse onun yokluğunu bilmeyecekti. O geri döndüğünde ise, hiçbir şey olmamış gibi davranacak, bundan kimseye bahsetmeyecekti.
Çünkü Camy biliyordu ki, Kelebek geri döneceğini söylediyse dönecekti.
Eskisinden daha güçlü olarak.
Tıpkı S'arrus'u aramaya çıktığındaki gibi. geri döndüğünde kontrolü ele aldığı gibi. Geri döndüğünde yine bir şeyler değişecekti. Ve eğer dikkat etseydi, Ağaç'ın bahçesinde açan çiçekleri görebilirdi. . .
~ Rose
Kelebek'in bu yolculuğu, aylar önce ön gördüğüm ama ne zaman ya da nereye dair olacağını bilmediğim bir hikayeydi. Ancak, bunun olacağını biliyordum. Yolculuk hikayesi, kağıtlara yazılacak, blog'a taşıyıp taşımayacağımı bilmiyorum. Av yazısı ise, sanırım eve döndüğümde yayınlanacak. Burada internet bağlantım kısıtlı.
Not: Kelebek'in yazdığı yazılar, çizdiği rotalar ve odasında kararı vermek için uyguladığı kan ritüelleri hakkında bir fikrim yok. Tıpkı Camy gibi, gözlerimi açtığımda, yoktu.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


