Jezabel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Jezabel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Mayıs 2010 Pazartesi

Rosemary's Baby / Jezabel II

[ Fantomas - Rosemary's Baby : http://www.youtube.com/watch?v=HrSqZzkCgAU ]
------

"Elimi tut, korkma sakın. Burdayım, merak etme."


CamaeL , Kelebek'in elini sımsıkı tutuyor, kızıl saçlı kadının suratı acıyla kasılıp boğazından çığlıklar yükselirken ona olabildiğince destek oluyordu. Morrigan'ın odasındalardı; Kelebek kalçası yatağın kenarına gelecek şekilde yatağa uzanmış, CamaeL'in kucağına kafasını dayamıştı. Kızın elini sımsıkı tutuyor, gelen her bir sancıda çığlığı basıyordu.

"Ikın." diye bir emir verdi Morrigan, sakince Kelebek'in şiş karnına bastırırken. Soğuk kanlılığını koruyor, Kelebek'in bacaklarının arasından akan kana tepki vermeden işini yapıyordu. "Bitmek üzere. Daha sert."

Terden saçları sırılsıklam olmuş kadın yarım gündür doğumdaydı. Zordu, kanıyordu, canı acıyordu, gözyaşları ver ile sırılsıklamdı yüzü. Çığlıkları tüm kalede yankılanırken herkes büyük bir endişeyle beklemedeydi.

"Yeter!" diye son bir çığlık attı Kelebek can havliyle. O an bir bebeğin ağlayışı yükseldi Morrigan'ın durduğu taraftan.

"Sağlıklı bir kız." dedi kadın bebeğin göbek bağını kesip ılık suyla bebeği silerken. "Görünür bir kusuru yok." Sıcacık battaniyelere sardı sonra bebeği. Yaklaşıp Kelebek'in kollarına bıraktı. Kelebek onu kollarına aldığında ne kaybettiği kan ne de yarım gündür çektiği sancılar umrunda oldu. Bir an yüzü buruştu, gözlerinden bir damla yaş düştü bebeğe sarılırken.

"Ben senin. . .annenim?"

***

En güzel ahşap beşik, en güzel kumaşlardan yapılma yastıklarla süslü bu muhteşem beşik, Kelebek'in cibinlikli yatağının yanında duruyordu artık. Kelebek, yatakta uzandığı yerde yan dönmüş, kendini toparlayana kadar yattığı yerden beşiği izliyordu. Tek tek tüm liderler onu tebrik etmeye gelmiş, bütün gün Morrigan onun sağlığını kontrol etmiş, tüm ağır işleri Camy yüklenmişti. Şimdi yalnızdı. Bebeğiyle.

Hatırlayamadığı o ufak detay bir an kafasında parladı. Bebeğin babası kimdi? Neden yalnızdı? Bir anda nasıl olmuştu bu?

Uykuya daldı.

***

Bebeğin çığlıkları geceyi dağıtırken yataktan doğruldu Kelebek. "Neler oluyor? Neden ağlıyorsun?" diye sordu uyku sersemi, cevap alamayacağını bildiği halde. Perdeyi çekip beşiğe baktı. Beşiğin önünde bir kadın duruyordu.

"Sen. . .kimsin, ne yaptığını sanıyorsun?!" bir anda yataktan fırladı Kelebek ve beşiğe koştu. Çığlıklar susmuştu.

"Artık ağlamayacak." dedi kendi sesi.

Kelebek şaşkınlıkla beşiğin yanında durana baktı. Kendisine bakıyordu. Ellerinde kan vardı. Yüreği parçalanmış bir halde korku dolu gözlerle çevirdi başını beşiğe. Kan...?

"Bak, ne kadar da mutlu. Artık sonsuza kadar mutlu olacak. Hem sen bilmez misin, erken ölen bebekler, cennete giderler!"

"Sus. . . sus. . . nolur sus. . ." Kelebek geriledi. Gözleri şokun etkisiyle odada dönüyor, ben karşısında duran kendine bir beşiğe bakıyor, elleri saçlarını kökünden tutup çekerken acı hissetmiyordu. Gözlerini her bir açıp kapayışında oda iyice çarpılıyor, beşikteki kan akıp duvarlara yayılıyor, karşısında duran kendisi ölü bebeğini kucağına almış, o rahatsız edici ninniyi söylüyordu.

Bir anda durdu, gözlerini kapattı, derin bir nefes aldı kan kokusu dolarken burnuna. Sakinleşmeye çalıştı ve o an bir isim parladı zihninde.

"Jezabel."

Gözlerini açtığında yemyeşil bir düzlükteydi ve otlar beline kadar geliyordu. Karşısında o siyah elbiseli, kıvırcık sarı saçlı kadın vardı ve gülüyordu.

"Çabuk öğreniyorsun Kelebekçik."

"Kendini fazla belli ediyorsun."

"Bu seferki performansını daha çok beğendim. Kimseye söylemesen bile ben içini biliyorum. En çok istediğin şeyleri sana verip bir anda geri almak ne kadar eğlenceli bir bilsen."

"Hm hm, eminim öyle olmalı. Bir de amacını anlayabilsem...?"

Sarışın kadın Kelebek'e yaklaştı, ellerini onun yanaklarına yaslayıp yüzünü avuçladı. "Gördüğün ve yaşadığın her bir kabusla, daha da güçlenmiyor musun, Kelebek?"

Kelebek bir bebeğin ağlamasıyla uykusundan uyanıp gözlerini açtı. Aceleyle yataktan fırladı fakat sesin, açık teras kapısının ötesinden, çok uzaklardan geldiğini o an fark etti. Yatağa çöktü tekrar ve kendisini geri atıp tavanı izledi.

O gece, bir daha hiç uyumadı.

~ Rose


Winter Dance

Gün boyu yorucu bir etkinlikler silsilesinden sonra Kelebek, bir şölen akşamına daha hazırlanmak için odasındaydı. Bu gece şölen alanında büyük ateşler yakılacak, liderlerin yanlarında getirdikleri yetenekli çalgıcılar bir süredir beraber prova ettikleri şarkıları çalacaklardı. Konuklar da eşleşerek, salon danslarıyla eğlenecekti. Evet, kesinlikle güne uygun bir etkinlik olacaktı bu.

Üzerini giyindikten ve makyajını bitirdikten hemen sonra şölen alanına indi Kelebek. Herkes birer ikişer gruplaşmış, aralarında sohbet ediyorlardı. Hizmetkarlar hiçbir masayı boş bırakmıyorlardı; Kelebek tatmin olmuş bir biçimde hepsine başını salladı. Ve en son konuk da şölen alanına ayak bastığında çalgıcılar yerlerini alıp bir vals melodisi çalmaya başladılar.

Konuklar ve liderler, kendi aralarında eşleştikleri gibi bir bir dansa kalkıp geniş çimenlikte dönmeye başladılar gülümseyerek. Kelebek sessizce oturduğu yerden izlemeye karar vermişti ki, uzun, ince beyaz bir el ona uzandı.

"Bu dansı lütfeder misiniz, leydim?"

Yabancı biriydi bu, uzun siyah cüppeler giymişti ve yüzü gölgeliydi, seçemedi kim olduğunu. Elini uzatıp ayağa kalktı, adamın bir eli onu belinden kavrarken, öbürü sıkıca elini tuttu. Kelebek şaşkın bir biçimde adama bakmaya devam ederken, adam çok çoktan kontrolü ele almış, Kelebek'in adımlarını yönlendiriyor, şarkıya uygun adımlar atıp onu etrafta döndürüyordu. Çok geçmeden fısıldaşmalar başladı. Çiftler dans alanını bir bir terk ederken gözler Kelebek ve gizemli kavalyesinin üzerindeydi artık. Mükemmel bir uyum içinde dans ediyorlardı, ritim hiç bozulmuyor, sanki havada süzülüyorlardı.

Sonra müzik yavaşladı, adımlar da. En sonunda durdular. Kelebek adama baktı, yüzünü seçmeye çalışarak.

"Sen. . . kimsin?" diyebildi sadece.

"Beni bu kadar çabuk mu unuttun?" Başlığının altından beyaz saçları görünüyordu, Kelebek'in yanağındaki elinin dokunuşuysa tanıdıktı. Adamın yüzü yavaşça kadınınkine yaklaşırken başlığı düştü arkaya, Kelebek'in gözleri kocaman açıldı şaşkınlıkla karışık bir korkuyla ama öpücüğe karşı koyamadı.

"Hmmmmh. . . Hayır . . ." Sersem bir biçimde gözlerini araladı; odasındaydı. Şömine yanıyordu ve üzerine bir battaniye örtülmüştü. Pencereden dışarıya göz attı; gün yeni batıyordu. Gördüğü. . . rüya mıydı? Eli kılıç şeklinde dövülmüş metal mektup açacağına gitti ve gergin bir biçimde onunla oynamaya başladı. Herşeyi yakmıştı ama yine de tamamen kurtulamamıştı? Hmh, bu olmamalıydı, hayır. Düşüncelerinde, ona yer yoktu; yasını tutmuş ve herşeyi bitirmişti.

"Bitti!" diye bağırdı kendi kendine ve ani bir sinirle kağıt açacağını fırlattı.

"Hey, dikkat et!" dedi Camy, hemen sağında, kapının kasasına saplanmış olan mektup açacağına bakarak. "Dans başlamak üzere, onu haber vermeye geldim."

Kelebek hiçbir şey söylemeden onu takip etti. Tıpkı rüyasındaki gibiydi şölen alanı ve tıpkı rüyasındaki gibi başladı dans.

Ama gece boyunca Kelebek, bir kere bile dansa kalkmadı.

~ Rose

Blackmore's Night - Winter (Basse Dance) [ http://www.youtube.com/watch?v=PKSqyFJXSM4 daha iyi bir versiyonunu bulamadım :/ 3dk lık orjinalini bulun bir yerden mutlaka :/ ]

not: Bir gece bişi yazmadım diye herkes başıma çöktü =) buyrun efendim güzel bir hikaye size bu gecelik =)

Jezabel

"Bence üzerine bunu giymelisin, bordo ve kadife. Kesinlikle seni anlatıyor."

Kızıl saçlı kadın gözlerini açtığında kendisini odasında buldu. Yatağı, çalışma masası, giysi dolabı. . . Herşey yerli yerindeydi ama, duvarlar nerdeydi?

"Hmm evet, ve seninn bu muhteşem makyaj malzemelerin. Hmmm."

Simsiyah bir gökyüzü vardı, yıldızlar parlıyordu. Yattığı yerden uzun uzun yıldızlara baktı kadın, bulunduğu yerin gerçek olmadığını biliyordu. Neredeydi? Ne zamandı? Konuşan kimdi?

"Ah, gümüş takılar! Ne kadar güzel olacağım, bak şimdi!"

Kelebek yavaşça yatakta doğrulup yere bastı ve ayaklandı. Geceyi bölen beyaz kar tabakasını seçebiliyordu gözleri uzaktaki. Siyah ve beyaz, zıt ama uyumlu. Bu garip alternatif gerçeklikte bile bir uyum vardı ve her şey güzeldi. Sessizdi. Sakindi.

Omzuna dokunan el ile kendine geldi; garip bir yumuşaklığı vardı elin ve. . . ıslaktı? Yapış yapış bir ıslaklık? Kelebek yavaşça elin sahibine döndü. Kelebek'in kıyafetleri, kolyesi, saçları. . . Sırıtan bir yüz ona evet, yüzlerce bıçak yarasıyla beraber dışarı oluk oluk akan kanla beraber.

"Ne kadar güzelim! Değil mi?!" Kadın şaşkın bir yüzle ona bakan Kelebek'i boşluğa itti. "Ve sen de gidince en güzel hep ben olacağım."

Ah, avlunun karla kaplanmış taşlarıın yaklaştığını görebiliyordu Kelebek. Korkmuyordu ama; düşme korkusunu yenmişti aylar önce. Sert bir çarpma bekliyordu ama...? Yavaşça düştüğü yerden doğruldu. Hm, bu avlunun beyaz taşları değildi? Hatta doğru hatırlıyorsa bu S'arrus'ın kütüphanesinden başka bir yer değildi?

Ayağa kalktı, kar ve buz soğuğunu kemiklerine kadar hissedebiliyordu. Yavaş adımlarla rafların arasında gezerken düşündü; güney adalarıyla beraber batmamış mıydı burası? Değer verdiği pek çok şeyle beraber yok olmamış mıydı?

Kapının olduğu taraftan gelen bir kumaş hışırtısıyla oraya döndü, gözleri sadece bir anda yok olan pelerinin ucunu yakalayabilmişti. Koştu, yetişebilmek için ama bu oda bu kadar büyük değildi, kapı bu kadar uzak değildi? Kapıdan dışarı çıktı; yukarı uzanan merdivenler vardı. Aceleyle basamakları çıktı birer ikişer. Her bir köşeyi döndüğünde sadece pelerinin ucunu görüyordu ve biliyordu ki asla yetişemeyecekti. Tırmandı yine de.

Ve sonra merdivenler bitti, tepedeydiler. Dakikalardır peşinden gittiği adam orada duruyordu işte, o tanıdık figürü. Yüzünde bir gülmsemeyle yaklaştı yavaşça.

"Neler oluyor?" diye sorabildi sadece, ağzından başka bir ses çıkamadı.

"Yaşadığını hissetmek için benden yaralarını geri istemiştin." Adam sağ elini yumruk yaparak kaldırdı. "İstediğini alacaksın."

Kelebek şaşkınlıkla gözlerini kırpıştırdı. Bir anda acıyla dizlerinin üzerine düştü; buzdan yüzlerce bıçak etini kesiyor, uzun zamandır hissetmediği bir acıyı tattırıyordu ona. Elleriyle kendini destekledi, son gücüyle kendini adama doğru savurdu; umutsuzca bir hareketti ama o an çaresizce kabullenmektense yapabileceinin en iyisiydi.

Adamın sise dönüşüp ortadan kaybolmasına şaşırmadı, kendini kuleden aşağı düşerken bulmaya da. Nedense beyni ona böyle rüyalar gösterdiğinde hep bir yerlerden düştüğünü gösteriyordu ona. Gülümseyerek gözlerini kapattı.

Gözlerini açtığında eski evindeydi. Bir apartman dairesinden farksızdı bu ev. Tek tek kapıları açıp kapıyor, bir şeyleri, birilerini arıyordu. Üzerindeki kıyafet farklıydı; tülden bir gecelik. Upuzun bir koridor boyunca, sayısız kapı açıp kapattı umutsuzca. En son kapıya dokunduğunda aradığını bulduğunu biliyordu. Kapıyı araladı. . .

"Onu ben öldürdüm!" Kendisiyle göz göze geldi. Elinde eski baltasını tutuyor, üzerinden akan kanlara aldırış etmiyordu. "Ben öldürdüm." Kadının arkasına baktığında kanlı et parçalarının arasında sarı saçları seçebildi. "O istedi. Ben öldürdüm. Hiç ses çıkarmadı."

Kelebek geriledi. O her bir geri adım attığında kendisi ona bir adım yaklaşıyordu. Yüzündeki çarpık gülümseme, kıyafetler, o gözlerinden akan kan şehveti. . . Baltasını kaldırdı yavaşça ve hızlıca indirdi kadının üstüne.

"Tamam, bu kadar işkence yeter sana."

Kelebek titreyerek kolunu gözlerinin üzerinden çekti. Uçsuz bucaksız bir çayırdaydı. Az ilerisinde uzun, kıvırcık sarı saçlı bir kadın duruyordu. Saçları yarım toplanmıştı, siyah uzun bir elbise giyiyordu.

"Pişmanlıklarının ve acılarının sana hala zarar vermesine izin verdiğini görmek acı. Bundan daha iyi bir performans beklerdim senden. Yeterli değil, ama olacak. En azından artık duraksamadan kararlar verebiliyorsun."

Kelebek ayağa kalktı ve etrafa baktı boş gözlerle. "Sen kimsin? Ben nerdeyim? Bunu bana neden yapıyorsun?"

"Sana sadece senin içini gösteriyorum. " kadın güldü. "Kendini bilmen için. Öğrenmen için. İlerde, zor zamanlarda, bunları sana karşı kullanamasınlar diye. Kendini tanıman için. Güçlenmen için."

"Neye karşı? Kime karşı?"

Sarışın kadın, Kelebek'in yüzünü avuçlarının içine alıp fısıldadı.

"Gün geçecek, zaman akacak. Bir dalga edasıyla güç yükselecek ve yok olacak. Bütün bunlar orada olacak ve sen orada olacaksın. Güç yükselecek. . . . Sen, orada olacaksın. . ."

"Ben?. . . Ama. . . Na . . .sıl. . .?"

Kadın Kelebek'in alnına dokundu bir kere ve Kelebek yavaşça yeşil yer örtüsüne düştü derin bir uykuda.

~ Rose

Chris Velasco - Let us Prey [Jericho OST]